İlyas Odman – Daire Sinop Konuk Sanatçı Programı

 

 

SİNOP’TAN KALANLAR 2

1.

Ocak 2020…Sahildeyim, kayalıkların hemen dibinde. Dalgaları izliyorum. Kalabalık; ama ilk defa herkes başka bir yöne doğru dağılmış, kendi yerini bulmuş. Her şey yerli yerinde gibi.

Ben sağa doğru ve az geride duruyorum, durduğum yükseklikle deniz arasında uzanan geniş kumsalda , Latin Amerika’daki tarlalara bırakılan devasa uzaylı çizimleri gibi “gerçek üstü ve gerçek dışı” bir daire var; onu ardında bırakan araç sanki aniden o kumsalda beliriverdi; o daireyi çizdi ve aynı belirdiği gibi aniden …kayboldu…”pof!”…Havaya karıştı…Sinop’ta çoğu şey hava ve suya karışıyor; aniden beliriyor ve sonra kayboluyor…Bu nedenle ne var ne de yok oluşları çok önem taşımıyor…Ölüm ile yaşam aynı değerde sanki; ortada bir savaş yok…Hiç bir şey kazanmıyor….Ne de bir şey kaybediyor diğerini…

 

 

( Sinop’ta ateş elementi yok; o nedenle gereksiz bir Prometheus, bir “kahraman” da yok…İnsan da kendini bir kahraman ya da herhangi bir şey “olmak” zorunda hissedemiyor; ateşin yarattığı tüm o medeniyetler Sinop’un toprağının altında kalmış; her medeniyet….ölümü tadacaktır!…Tatmış da…Bu beni üzmüyor…Medeniyetsizlik…aidiyetsizlik…belki de en büyük aidiyeti çağırıyor… )

Durduğum yerden diğerlerine bakıyorum, Cansu’ya, Gizem’e…Onlar da “bir kahraman” gibi gözükmüyorlar ya da bir “karakter”; sadece “biri” gibiler….Durmuş , bir anlığına kesişmiş, dalgaları, rüzgarı, kumu…suyu, havayı, toprağı izlemiş ve artık “yanmak” zorunda olmayan “birileri” gibiler…sadece “bir şey” gibi …sokakları olmayan bir şehrin sokak köpekleri gibiler…Bu sabah Pina Bausch’tan bahsettik … “ Herhangi bir koreografimde, trafik ışığında karşıdan karşıya geçmek için yan yana bekleyen insanlara karşıdan baktığım an’ı yakalasam…en iyi koreografiyi yapmış gibi hissedeceğim…ama halen yapamadım” deyişini…Hiç trafik lambası olmayan bir kentte yan yana durmuş ve olmayan bir karşıdan olmayan başka bir karşıya geçmeyi bekleyen üç kişi gibiyiz…Sahi, Pina Bausch, Sinop için bir iş yapsa ne yapardı…

Sokakları olmayan bir şehrin sokak köpekleri …

2.

2020 nisan… bu gece karantina zamanında ile kez caddebostan’da denize doğru yürüdüm, dalgaları görmeyeli günler oldu, itler, kediler, martılar…halen ve hepsi oradaydilar.. en çok itler tabi ki….muhabbet etmeyi özlemişim…bu da bir one night stand…geçen sene fib ve corona kedileri vurmuştu, kedi nüfusunun beşte biri canını yitirdi, kolilerce canlı taşımıştık veterinerlere, çoğunun cesetlerini denize bırakmıştık, zevce’mi kucağımda ikna etmiştim son nefesini vermesi için… istanbul’da ölen hayvanları gömebileceğimiz en yakın yer tuzla olduğu için…kimin kıyameti diye düşünüyorum kime göre yaşam bitiyor ya da hangi medeniyet değişiyor…bir köpeği yere çarparak öldüren birini çıplak ellerimle öldüremediğim bir medeniyet istemiyorum…bana göre kana kan dişe diş ve benim kardeşlerim insan değil…güzeldi bu gece sahil, itler selam söyledi,, medeni bir şekilde baş sağlığı dilediler … sinop’ta sokakları olmayan bir şehrin köpekleri…corona’dan, morona’dan, sanattan, sepetten, cenevizli’lerden, osmanlı’lardan, imparatolukların yokoluşundan sonra halen artık varolmayan şehirlerin içinde gezinen avareler, gerçek sanatçılar…sinop’u özledim…hepimizin orada bir anlığına hatırladığımız şeyi…

3.

Ocak 2020…”daire”, durduğumuz yer ile dalgalar arasındaki kumsalda kozmik bir şaka gibi, evrenin yaptığı bir nanik gibi sırıtıyor, daha doğrusu kıkırdıyor…Buradaki herkes biraz kıkırdar gibi, sırıtır gibi; daha sonra Sinop Hapishanesi’nin gişecisine “Sinop Türkiye’nin en mutlu kenti seçilmiş, neden sizce?” diye soruyoruz…”Valla bize sormadılar” diyor ve sırıtıyor…Belki de mutluluk başına gelen bir olay değil, başına gelenlere karşı vermeyi tercih ettiğin bir tepki, bir kıkırdama…Erkan çok güzel gülüyor, burada kimle tanışsak çok güzel gülüyor; bir tek çaycı Metin Abi çok sert gözüküyor ama ondan kahve yapmasını istemediğinizde ve üstüne bir de ona teşekkür ettiğinizde …bir kez ama çok iyi gülümsüyor…one shoot!!!….

 

 

4.

2020 mayıs … gece gece kalktım, balkondan diğer apartmanlara bakıyorum…gece şehiri yok etmiş, biraz huzur buluyorum…aynı sinop’un tekrar ve tekrar su ve hava ve toprak ve ateş tarafından yok edilmesi gibi İstanbul az da olsa gece tarafından yok edilmiş…… insanların ve onların medeniyetlerinin düş ve karabasanlarının, çığlık ve sayıklamalarının sokağa döküldüğü zamanlarda, karanlıklarda yürümeyi tercih ettim hep. genelde olabildiğince uzaktan izlediğim bir medeniyetti gündüz ve insan ve onların medeniyeti;  anlamadığım, öfke ya da şehvetle cevap verdiğim, egzotik bir meyve gibi yutmadan sadece ağzımın içinde gezdirip sonra tükürdüğüm. çoğu hayvan denilen canlıyı insandan çok sevdim, onlarla bir aile kurabildim…şehirleri gezme şansım oldu, eski şehirleri…kadim şehirleri…” ben bir insan değil, bir ormanım.” dedim bu geziler sonunda çoğu kez…erkekleri anlamadım…erkekliği anladım ama…onun kurduğu “medeniyeti” de anladım, ateşin medeniyetini…ama kabullenemedim… o medeniyet beni yaraladıkça, onu anladım…bir tür stockholm sendromu misali en erkek olan şeyler’e aşık oldum…tam gidiyordum…tam anlamıyla bir sait faik şiiri gibi…dizlerime kadar dalgalara …tam…bu oldu…insanların ve onların medeniyetinin karanlığın ve hayvanın karşısında hiçbir şansı olmadığı, makinanın döndüğü ve döndüğü ve döndüğü ama kimseyi kimseden , hiçbir şeyi bir başka seyden, hic bir canlıyı hiçbir canlıdan üstün tutmadığı aniden açığa çıktı … umut var…her şey değişecek…her şey değişiyor…medeniyetler değişiyor…gezegen, kendinden sıkıldı…ama artık birleşebiliriz..gece ve gündüz…dalgalarla aramda kalan alanda koşan köpekleri saymaya başlıyorum… sokakları olmayan şehrin sokak köpeklerini… erkekleri güzel ve geniş gülen bir şehir iyidir…sinop’u özlüyorum… orada , kendi aramızda üçümüz bulduğumuz kurgusuzluğu özlüyorum….

köpeklerin prometheus a ihtiyacı yok….

 

 



"Bu yayın Avrupa Birliği’nin yardımıyla hazırlanmıştır. Bu yayının içeriğinden yalnızca Koordinatör Faydalanıcı K2 ÇAĞDAŞ SANAT DERNEĞİ sorumlu olup, herhangi bir şekilde AB’nin, Türkiye Cumhuriyeti’nin ve T.C. Dışişleri Bakanlığı AB Başkanlığının görüşlerini yansıttığı şeklinde yorumlanamaz. | This publication has been prepared with the financial support of the European Union. K2 Contemporary Art Association is the sole responsible of the content of this publication, the content cannot be interpreted as reflecting the opinions of the EU in any way."