Pınar Özer – Daire Nevşehir Konuk Sanatçı Programı

 

TOZUNTU PERFORMANSI ÜRETİM SÜRECİ ÜZERİNE

“BANA UYUM SAĞLA”

 

60 milyon önce bir iç deniz olan Kapadokya (Kırşehir, Nevşehir, Kayseri, Aksaray, Niğde illerine yayılmış coğrafi bölge), Toros dağlarının yükselmesiyle sıkışan volkanik Erciyes Dağı’nın patlamasıyla lavlarla dolmaya başlamış. Volkan külü, kil, kumtaşı gibi oluşumlar bitki çeşitliliğini kısıtladığı için sel ve rüzgarların yarattığı biçimlenmeler etkili hale gelmiş. Binlerce yıl boyunca insanlara sığınak olmuş çeşitli boyutlardaki oyuntulardan biri bizi kabul etti geçtiğimiz hafta. Kapadokya’nın en büyük peri bacası olan Ortahisar Kalesi’nin girişindeki bir mağarada yedi gün geçirdik. K2 Çağdaş Sanat Derneği yürütücülüğündeki Daire Konuk Sanatçı Programı dahilinde Koreograf Aydın Teker, Müzisyen Nick Rothwell ve Sanatçılar Fırat Kuşçu, Metehan Kayan, Yağmur Telli Yücel, Can Sümbül, ben Pınar Özer süreç sonunda bir performans çıkarmak için buluştuk.

Ders ve prova mekanı olarak kullandığımız iki mekan vardı; biri mağara, diğeri ise Ortahisar Evi Kafe, nam-ı diğer Sarhoş’un Yeri. Sarhoş’un Yeri, Ortahisar’ın yerlisi olan Birol Dönmez ve Aydın İltaş’ın işlettiği, kalenin hemen girişinde bulunan bir işletme. Her sabah masaları kaldırıyor, dance floor ları seriyor, sonra tekrar eski haline getiriyorduk. Birol ve Aydın sabahtan akşama kadar işletmede duruyor, geceleri de balonda çalışıyorlardı. Kaldığımız ev ise Yağmur Telli Yücel’indi. Kaleye yakın konumdaki bu etkileyici Kapadokya evi labirent gibiydi. Merdivenler, odalar, tekrar merdivenler, damlar, tekrar odalar… Bölge koruma altında olduğu için geleneksel yapısı bozulmamıştı. Etraftaki evlerin çoğu terk edilmişti, ya da kullanılmıyordu, dolayısıyla yaşıyor halde olan az sayıda evden birindeydik. Yerli halk, esnaf bizim bir sanatçı grubu olduğumuzu biliyordu. Yerel sanatçılar Can ve Yağmur dolayısıyla hakkımızda az çok bilgi sahibi olmuşlardı. Fakat daha önce bölgede yapılan sanat ekinlikleri onlarda olumsuz bir intiba bırakmıştı. Şehir dışından insanlar gelmiş, bölgenin etkileyiciliğini bir fon olarak kullanmış, kendi aralarında çalışmalar yapmış ve gitmişlerdi. Geçimini çoğunlukla turizmden sağlayan halk hep hizmet veren tarafta olmak zorunda mıydı? Kendi evlerinde, mahallelerinde, köylerinde gerçekleşen etkinliklere neden yeterince dahil edilemiyorlardı? Çalışma sürecimiz dışarıya açık değildi ama her birimiz dışarıya açıktık. Sokakta göz göze geldiğimiz herkesle selamlaştık. Bakkaldan, nalburdan sohbet etmeden çıkmadık. Süreç sonunda ortaya çıkacak ücretsiz performansımıza konuştuğumuz herkesi davet ettik.

Her köy kahvesinin sandalyeleri yola dönüktür, Ortahisar’da da böyleydi. Gelen geçen izlenir, bedenin geri kalanı çevrilmeden sadece baş çevrilerek yandakiyle sohbet edilir, bazen o da çevrilmez. Tek başına oturup düşüncelere dalabilirsin, kimse yadırgamaz. Şehirde bir kafede bunu yapamazsın, ya telefona gömülmelisin, ya da kitap okumalısın, ya da yanında mutlaka biri olmalı. Öylece oturamazsın, uzaklara dalamazsın, çünkü uzaklık yoktur şehirde. Her şey sıkışıktır. Köy kahvesi ise evinden dışarıyı izlemek gibidir. Bir sabah erken uyanıp kahveye gittim. Yoldan geçen, izlenen, turist olan, bir grupla bilinmeyen bir yerden gelmiş biri değildim, diğer taraftaydım bir saatliğine de olsa. Turist gruplarına bakan bendim artık. Ortahisar’a uyum sağlamanın bir sembolüydü sanki benim için.  Ve mağaraya…

Mağara kıpırdamayan bir kaya parçası değildi, hareket ediyordu, eriyordu. Dokundukça incecik kumlar dökülüyordu. Yürüdükçe toz havalanıyordu. Yağmur’un asbest zehirlenmesi riski uyarısıyla ilk günden itibaren maskelerle çalışmaya başladık. Yara oluşumunu engellemek için iki-üç kat kıyafetler giydik. Buna rağmen eve dönüp kıyafetlerimizi çıkardığımızda dişlerimiz, bacaklarımız, kollarımız, burun kenarlarımız, saçlarımız kum içindeydi. Araya hiçbir mimari önlem koymadan, bile isteye bu oluşumla bu kadar içli dışlı olan, onu olduğu gibi kabul eden insanlardandık. Toz kalktıkça mağara bizi daha çok içine alıyordu. Toz bedenimize dolarken, biz de mağaranın girintilerine doluyorduk. Biz onu, o bizi kabul ediyordu.

Aydın Teker’le derslerimizde anatomi üzerine çalıştık. Nasıl yürüyorduk, hareket nereden başlıyordu, kemiklerin adı neydi, alıştığımızın dışında nasıl dans edebilirdik? Stüdyolaştırdığımız mekandan çıkıp mağaraya girdiğimizde en iyi cevabı bize mağara veriyordu aslında: Bana uyum sağla. Öne eğilmem gereken bir hareketi Aydın Teker Hoca’yla uzun uzun çalışmıştık. “Oturma kemikleri geriye, beli uzat.” Provalarda olmayan bir şey oldu performans günü ve oturma kemiklerimi geriye bir yere kadar götürebildim çünkü mağaranın çıkıntısı bana dur dedi, dur yoksa düşüreceğim seni. Dinledim. Yavaş gitmeliydim, mağaranın izin verdiği kadar öne eğildim dengemi kaybetmemek için. Oysa stüdyolar dansçılar içindir, olabilecek en konforlu yerlerdir hareket etmek için. Yaylanan zeminler, havalandırmalar, barlar, aynalar… Mimarisi simetriktir, engelsizdir, sana sürpriz yapmaz. O sana uyum sağlar, senin için oradadır. Ama mağara öyle değildi. Biz ona uyum sağlamalıydık. Adapte olabilmek için de varyasyonlarımız olması gerekiyordu. Örneğin kayaya tırmanırken insan bedeni farklı bir hal alıyordu, yokuş inerken, çıkarken… Bedeninde, zihninde ve ruhunda çeşitliliğinin olması gerekiyordu adapte olabilmek için.

Süreçten bana kalan kavram adaptasyon oldu. Stüdyoda anatomik bilgi ve önerilere adapte olmak, çıktığımda mağaraya adapte olmak, eve adapte olmak, gündüz sıcak, gece soğuk olan iklime adapte olmak, sokağa adapte olmak… Adaptasyon isteğinin sonunda gelen aidiyet duygusunun güven ve yumuşaklığıyla Ortahisar’dan ayrılmak çok güzeldi.

 

K2 Sanat Derneği’ne, Ayşegül Kurtel’e, Şafak Ersözlü’ye, Aydın Teker’e, Nick Rothwell’e, Gamze Güleç’e, Birol Dönmez’e, Aydın İltaş’a, Mustafa Mengi’ye, İlyas Hayta’ya, Ortahisar Belediyesi’ne,

Ve bizi kabul ettikleri için mağaraya, mağarada yuvası olan kuşlara ve kedi Cimcim’e,

Emeği geçen herkese teşekkürlerimizle,

Pınar Özer
07.10.2019



"Bu yayın Avrupa Birliği’nin yardımıyla hazırlanmıştır. Bu yayının içeriğinden yalnızca Koordinatör Faydalanıcı K2 ÇAĞDAŞ SANAT DERNEĞİ sorumlu olup, herhangi bir şekilde AB’nin, Türkiye Cumhuriyeti’nin ve T.C. Dışişleri Bakanlığı AB Başkanlığının görüşlerini yansıttığı şeklinde yorumlanamaz. | This publication has been prepared with the financial support of the European Union. K2 Contemporary Art Association is the sole responsible of the content of this publication, the content cannot be interpreted as reflecting the opinions of the EU in any way."