Ufuk Şenel – Daire İzmir Konuk Sanatçı Programı

’- Konu dışı / Irrelevant -’’

 

“Konuk Sanatçı” Programı Aracılığıyla STK’lar ve Kamu Kurumları Arasında Ağ Oluşturmak başlıklı proje, Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından finanse edilen, T.C. Dışişleri Bakanlığı Avrupa Birliği Başkanlığı tarafından Sivil Toplum Destek Programı çerçevesinde yürütülen “Kamu Sektörü ve STK’lar arasında İşbirliğinin Güçlendirilmesi için Ortaklıklar ve Ağlar Hibe Programı” kapsamında desteklendi. Bu proje Türkiye’nin dokuz ilinde; dokuz yürütücü sanatçı, üç katılımcı sanatçı ve proje bölgesinde bulunan yerel sanatçıların eşliğinde gerçekleşti.

İzmir şehrinde Tomislav Brajnovic’in yürütücülüğü ve Şafak Ersözlü’nün moderatörlüğü ile gerçekleşen ve adını ilerleyen zamanlarda dance in between olarak yapılandırdığımız bu projede İstanbul’dan benim dışımda Ayçesu Duran ve Çanakkale’den Şebnem Yüksel katılımcı sanatçılar olarak yer aldık. Sarp Keskiner, Fatih Gençkal, Serenay Oğuz ve Cansu Pelin ise bölgede yaşayan sanatçılar olarak bu ikame sürecinin gelişimine katkı sağladılar.

Bu program boyunca, sürecin kendini şekillendirdiğine tanık olduk. Bir arada geçirdiğimiz bu sürecin sonunda ortaya herhangi bir ürün koyma kaygısı içine girmek yerine birlikte düşünmenin ve paylaşmanın bizlere neler kazandırabileceğine dair farkındalıklar keşfettik. Geçirdiğimiz yedi günün kendisini şekillendirmesindeki en önemli özne, sanatçı olmaktı diye düşünüyorum. Herkesin ilk başlarda kendi sanat disiplini üzerinden getirdikleri, üretme arzuları ve buna bağlı olarak ortaya koymayı hedefledikleri ürünleri vardı. Sanatçıların bu üretmeyi hedefledikleri ürünleri İzmir şehriyle buluşturmak yahut şehirle bağ kurmak hatta işbirliği geliştirmek gibi düşünceleri vardı.  Buna rağmen süreç, özne olarak sanatçının sadece bir varlık olarak bu alanda bulunmasının değerliliğini görünür hale getirdi. Bu noktaya varmak ise kimi zaman bireysel alanlarımızda kaygı, belirsizlik hatta kriz yarattı. Fakat bu noktada Brajnovic’in önermeleri kimi zaman mesafe almamıza kimi zaman da yakınlaşmamıza olanak sağladı. Sürecin sonunda ise birleştirici ve kapsayıcı oldu. Böylece tartışılabilir bir sanat ortamını var etti ve çok yönlü bir düşünme pratiği geliştirmemizi mümkün kıldı.

Kişisel olarak Brajnovic’in sanatsal işleri karşısında duyduğum heyecanım onunla sanat dünyamız hakkında konuşmanın ötesinde, günümüzün global meseleleri üzerine düşünmeye dek ilerledi. Bizler bu ikame süresince; -Kendimizi dijital diktatörlükten nasıl koruyabiliriz?

-Sanatın amacı nedir? -Konuşmanın amacı nedir? -Etik öğretilebilir mi? -Sanatı geçerli kılan nedir? -Geçerli olmak ne demektir? gibi sorular üzerinde durduk.

Benim İzmir’e geldiğimde amacım; yakınlık ve arzu kavramları üzerinden bir araştırma sürecini İzmir’in dinamiğinde deneyimlemekti. Fakat bu noktada Brajnovic’in artistik odağı, beni günümüz dünyasındaki sanal ortamlar üzerinden bu kavramları düşünmeme, sorgulamama teşvik etti. Dijital olanın günümüzdeki gerçekliği kendi hayatlarımızdaki gerçeklikle nasıl bir ilişki içindeydi? Yakınlık beş duyu üzerinden yaşamayı bildiğimiz ya da tercih ettiğimiz bir durumken; günümüz şartlarında internet yoluyla bilhassa sosyal medya aracılığıyla, hayatlarımızdaki mahremiyet ve samimiyet kavramları kendisini sanal olarak nasıl var ediyordu? Sanmak fiilinin kökünden gelen sanal; literatürde kavram olarak var olmayan, ancak sanrılarla var olduğu kabul edilen şeylerdir. Sanal, gerçekte var olmayan kavramlar, olgular ve mekanlar olup dolayısıyla gerçek ya da var olan değildir. Teknoloji sayesinde gerçek ile hayalin iç içe geçmesidir. Deleuze ve Guattari de sanal kavramını ele alırlarken, sanalın hem gerçekliği oluşturduğundan hem de kendi içinde olası tüm gerçekleri içerdiğinden bahsederler. Sanal olanın algılanamaz ve sezilemez olduğunu, çünkü bu gerçeklerin bir araya birleştirilebilmesi için, bunların hepsinin normal zamanda veya mekanda aynı anda gerçekleşemeyeceğini ileri sürerler. Ancak onların gerçekleşmelerinin ve etkilerinin sezilebilir ve izlenebilir olduğunu söylerler. Onların bizim beraberce yarattığımız ve birbirimizin yokluğundan topladığımız imgeler ve izler üzerinden tezahür ettiğini söylerler.

Bu noktada Deleuze ve Guattari’nin tanımlamalarından yola çıkarak nihai bir sonuca varmak mümkün müdür? Sanal aslında gerçeklik olmadan kendini var edemeyecek olan ve algı dünyamızın imkanları dahilinde kendisini oluşturacak olan, belirsiz bir mekan/zaman vurgusuyla tamamen kendi hayatlarımızdan taşıyarak oluşturduğumuz bir şeydir.

Buluşmalar sırasında teknolojinin hayatlarımızda yaratmış olduğu kolaylığın ve kaosun karşısında bir sanatçı olarak nasıl durduğumuz, bunlara karşı ne söylediğimiz ve bu durumu kendi sanatsal üretimlerimizde nasıl kullandığımız ya da kullanmadığımız üzerine yaptığımız sohbetler, bende sanal kavramı üzerinden bir dikkat uyandırıp devamında -tekinsizlik, -korku ve -travma gibi kavramları da peşi sıra sürükleyen bir duruma dönüştü. Artık günümüzde droneların bizi izlediği, mobil aplikasyonlardan satın alarak istediğimiz komşuların evlerini dikizleyebildiğimiz, kişisel hesapların hacklenmesi için gereken yazılımların kolayca ulaşılabilir olduğu, telefon ya da bilgisayarların kameralarına ulaşarak insanların mahremiyetlerini kimi zaman şantaj kimi zamansa bir merak nedeniyle ele geçirebildiğimiz ve bunlar gibi birçok duruma kolaylıkla erişebildiğimiz bir zamanın gerçekliği karşısında aslında ne hissediyoruz? Gerçekten farkında mıyız? Evimiz, hayatlarımız hatta dünya ne kadar güvenli?

Dans disiplininden gelen bir sanatçı olarak bilgiyi bedenleştirmek, bedenim aracılığıyla keşfetmek ve geçerli kılmak gibi bir yaklaşımın geçerliliğini biliyorum. Tüm bu konular içimde Eylül ayından bu yana birikerek demlendi. Bahsi geçen bu konular ve konuşmalar üzerinden şimdilerde korku ve umut kavramlarının bedenimde bir yer bulduğunu fark ediyorum. Bir sanatçı olarak, bir insan olarak, bir queer birey olarak, bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak korktuğumu ve devam etmek için de umudumun olduğunu görüyorum. Öyle ki korkan ya da korktuğunu saklayan bizler, şimdilerde global olarak bizi etkisi altına alan ve herkesi evlerinde olmaya iten (evin güvenli bir mekan gibi görüldüğü) bir virüsün gerçekten bir hayvandan mı geldiğine yoksa laboratuvarda üretilerek mi hayatlarımıza girdiğine dair sanrılar, şüpheler ve olguları sorguluyoruz. Bir aşının ya da ilacın piyasa sürülmesi ve her şeyin eskisi gibi olması için umutlanıyoruz. Buna rağmen hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağının ne kadar bilincindeyiz? Aslında geçmişe ya da normale olan umudumuz yeniden güvende hissedeceğimize dair bir beklentiden ibaret değil mi? Açıkçası belirsiz ve bir o kadarda tekinsiz hayatlarımızda korkunun biricik olması emimim ki insan olarak gelişmek aynı zamanda bir sanatçı içinde üretmek açısından ateşleyici bir rol üstleniyor.

Covid-19 virüsünün neden olduğu pandemi nedeniyle gönüllü olarak evlerde kalmayı tercih ettiğimiz bu günlerde, her birimiz yukarıda bahsetmiş olduğum korku ve umut kavramlarını farklı şekillerde yaşıyoruz. Durağan sayılabilecek bu süreç, biz sanatçıların kimi zaman bir yas tutarcasına ağırlaşmamıza kimi zaman da hız kazanıp üretmemize olanak sağlıyor. Ben de tüm bu metin boyunca aktardıklarımın bir sonucu olarak, önümüzdeki günlerde Performİstanbul üzerinden online olarak yapacağım performansım için hazırlanıyorum. Bu performansın oluşmasında Brajnovic’in beni derinden tetiklemesinin ve İzmir’de geçirdiğim sürecin katkısı çok büyük. Umarım güvenli bir şekilde sokağa çıkabildiğimiz zamanlarda bana ev sahipliği yapmış İzmir’le de bu performansı paylaşabilme fırsatı yakalarım.

İzmir’de başlayıp şimdiye dek taşınan tüm bu sürecin sonunda anladığım en önemli şey, üretmek için bazen bırakmak ve gözlemek gerektiği. Daire projesinin bana bu öğretiyi yeniden hatırlatmasından dolayı mutluyum. Şimdi geriye dönüp baktığımda ve yedi gün gibi kısa bir sürede katılımcı arkadaşlarımla beraberce geçirdiğimiz sürecin kendisini şimdiye nasıl taşıdığını gözlemlediğimde, hiçbir ürün koyma kaygısı içine girmeden birlikte paylaşmanın, hatta kimi zaman kendini tüm bunların dışında hissetmenin getirmiş olduğu efektif bir sanatçı konaklama programı sürecini deneyimlediğimizi görüyorum. Daha önce katıldığım yurt içinde ve yurt dışındaki konaklama programlarından çok farklı olarak, burada sadece var olmanın gereken özgünlüğü ve üretimi kendiliğinden sağladığını görüyorum. Diğer bir yandan ise tüm sürecin nasıl bedenleştiğine de tanık oluyorum. Bir sanatçı için bundan daha iyi nasıl olur?

Ufuk ŞENEL



"Bu yayın Avrupa Birliği’nin yardımıyla hazırlanmıştır. Bu yayının içeriğinden yalnızca Koordinatör Faydalanıcı K2 ÇAĞDAŞ SANAT DERNEĞİ sorumlu olup, herhangi bir şekilde AB’nin, Türkiye Cumhuriyeti’nin ve T.C. Dışişleri Bakanlığı AB Başkanlığının görüşlerini yansıttığı şeklinde yorumlanamaz. | This publication has been prepared with the financial support of the European Union. K2 Contemporary Art Association is the sole responsible of the content of this publication, the content cannot be interpreted as reflecting the opinions of the EU in any way."